Röportaj – Okumayı Sevdiren Öğretmen @mucahideokur

Selamun Aleyküm, bugün sizlerle değerli arkadaşım @mucahideokur ile yaptığımız küçük bir röportajı paylaşmak istiyorum. Kendisi öğrencileri tarafından çok sevilen kitapsever bir öğretmen. Elbetteki bu özelliği zamanla öğrencilerine de yansımış, elhamdülillah. Günümüzde problem haline gelmiş bazı soruları kendisine yönelttim, umarım sizler için de faydalı olur 🙂

Değerli arkadaşım, su an bir kurumda hafızlık eğitimi veriyorsun. Kitapsever bir öğretmen olarak da öğrencilerinin dikkatini çekiyor, onları yönlendiriyorsun. Peki, okula gelmeden evvel ailesinde kitap okuma alışkanlığı kazanmamış çocuklar için her şey bitti diyebilir miyiz? Eğer bir çocuk ailesinde okuma sevgisi almazsa, sonraki yaşantısında bunu kazanması mümkün mü?

Sevgili arkadaşım, öğrencilerimin çoğunun ailesinde kitap okuma alışkanlığı maalesef yoktu. İlk sınıfa geldiğimde anket ile başladım. Kitap okuma ile ilgili bir anket yaparak yaşantılarını, ileri ki hedeflerini, kitap hakkında hissettiklerini vb. Bir çok soru sordum. Sonrasında kısa ama öz kitap ile ilgili hissettiklerimi anlattım. Cevaplar hiç beklediğim gibi değildi nerdeyse hepsi, kitap okumanın aşırı sıkıcı bir iş olduğunu söylüyordu. Bu duruma fena üzülmüştüm. (17 kişilik bir sınıfımda) Ailesinde kitap okuma alışkanlığı olan sadece bir öğrencim vardı. Diğerlerine şunu söyledim gün gelecek bu anketlere gülerek bakacağız 🙂 iki sene geçti ve hamdolsun o söylediğim sözde haksız çıkmadım 🙂

Maşallah çok güzel bir yol izlemişsiniz. Sıkıntıyı tespit etmek, ilk adim. Peki ilk seçimleriniz nasıl oldu? Çocukların yaş grubuna dair kitap seçmenin onların bu sevgiyi almasındaki payı nedir? Seçimlerimizde genel olarak nelere dikkat etmeliyiz?

Evet ilk adım tanımak oldu. Sonrasında bu soruna nasıl çözüm bulabilirim diye düşündüm. Çünkü, Yaş grubu ortaokul düzeyi ve yeni yürürlüğe giren ikili sistem eğitimi dolayısıyla çocukların gözünden bakınca baya zorlu dönemdeydim. Onlara bu işi oyun gibi eğlenceli göstermeliydim. Bu dönemde en çok sorduğum soruyla daha doğrusu “Onlara nasıl daha iyi olabilirim veya faydalı olabilirim” bakış açısıyla yaklaşmaya çalıştım. Bu aşamada ilk yaptığım şey çocuklarla güzel iletişim kurmaya çalışmak oldu. Yani pedagojik olarak güvenli bağlanma ya çalışmak diyelim 🙂 Onlarla oyun oynadım ve ayrı ayrı konuşup dertleriyle ilgilenmeye çalıştım. Kısaca onları sevdiğimi ve onları dert edindiklerini hissetmelerini istedim. Elhamdulillah niyet samimi olunca karşındaki insanda da tesirini görüyorsun. Bu aşamadan sonra çocukların dertlerine göre ayrı ayrı kitaplar almaya başladım. Mesela kimisinin hiper aktif olusunu macera kitapları okutturarak değerlendirdim. Kimisi arkadaşlığa önem vermesine binaen arkadaşlık temalı kitaplara. Kimisinin de merakına göre kitaplara. Ama hiç birine yüzersel tavsiyem olmadı. Karşındakinin karakterine göre tercihlerde bulunmaya çalıştım. Genel olarak bence kişinin karakter mizacını tanıyıp ona göre seçmek gerekiyor.

Maşallah umarım hepsi en güzel şekliyle faydalanırlar 🙂 Günümüzde bazı kitaplar tasvip edilmeyecek türden. Sosyal medyanın da etkisiyle bu kitaplar güzel etiket ve ambalajlarla okuyucuya sunuluyor. Kitap sevgisi kazandırmak adına bu tür onaylamayacağımız kitapları çocuklarımıza okutmalı miyiz? Bu aşılması gereken bir durumsa, aşmak için neler yapabiliriz?

Kesinlikle çocukların kitap okumasını çok istediğimiz gibi hangi kitabı okuyacağı konusunda da bir o kadar hassas olunması lazım. Okunan her kitap çocuğun hayaline dahil oluyor çünkü. Ve bu hayallerle kişilik oluşturuyor. Kişiliğine zarar verecek şeyler olabilir; mesela özentilik, kıskançlık vb.
Bu aşama da neler yapabiliriz ? Diye sormuştunuz. Sosyal medya etkisiyle, kitabın ambalajı vb. Çocuğun görselliğe fazlası ile önem verdiği anlamına gelmekte. Kendi kullandığım metot, şöyle olmuştu çocukların dersine girerken veya beni görecekleri ortamlarda onlara hitap eden eserlerden okumaya çalıştım. Ve o kitabın kapağının renginde kalem vb kullanmaya gayret ettim. Bu çocuklara göre çok farklı bir olay oldu. Bir süre sonra çocuklar böyle özen göstermemden dolayı hoşlarına gittiklerini söylemeye başladılar. Onlar da aynısını yapmaya başladıklarına bir süre sonda şahit oldum. Tabi bu beni çok mutlu etti elhamdulillah.

Çok güzel, özendirici bir yol. Ben şahsen de renkli kalemler ve yapışkanlı kağıtlar kullanıyorum. Benim üzerimde dahi olumlu etkisi çok büyük 🙂

Talebelerin oldukça yoğunlar. Hafızlık eğitimi kolay bir süreç değil. Yanılmıyorsam bunu yaparken okuluna devam edenler de var. Ama Maşallah buna rağmen kitaplar konusunda oldukça gayretliler. Öğrencilerinle plan yapıyor musunuz? Kitap okumak için vakit bulamayanlara ne önerirsin?

Evet oldukça yoğun bir programla ilerliyoruz. Evet bir kısmı okula gidiyor, diğer kısım ezber olarak sayfaları yükseldiği için (bir sene ara ile) dondurarak ilerliyor. Bu konuda ben ilk başta kendi kendime empati yaptım. Çocuklar öğlene kadar okula gidiyor. Öğlenden sonra kursa gelip kursun programına çalışıyorlar tabi Arada okul ödevlerini de yapıyorlar derken nasıl bu yoğunluğa ayak uydurup kitaba da zaman ayırabilirler ki?. Diye baya ilk gittiğim zamanlar düşünmüştüm. Tabi aslında endişelenmem gereken bir konu olduğunu zamanla anladım. Çünkü çocuklar bu iki eğitimi alırken müthiş derece de sorumluluklarından dolayı zaman ile yarışmaya başladılar. Bu dönemde kitap okumayı da ihmal etmediler. Yani çoğu teneffüs aralarını değerlendirerek okumaya çalıştılar. Okuyamayanlar da oluyordu tabi. Plan yapıyor muyuz diye sormuşsunuz. Tabi ki plansız bir şey olmuyor. Çocuk plan yapınca hedefini de belirlemiş oluyor. Mesela benden kitap istiyor, bunu kaç günde okuyabiliriz diye soruyorum. Öğrencilerim genellikle üç gün hedef koyar. Gerçekten bu hedefe uyuyorlar. Bu hedefler adım adım olmalı ve kimi zaman da bu davranışı ödüllendirilmeli. Kişi değil davranış ödüllendirilmeli. Tabi bir beklenti oluşturacak şekilde de değil. 🙂
Kitap okumaya vakit bulamayan öğrencilerime de kitabı devamlı yanında taşımalarını söylüyorum. Evde gözünün önünde olacak bir yere koymasını vb. Ve günde çok yoğun olduğu zamanlar mutlaka 5 sayfa okumasını söylemiştim. Genelde servisle gelirken okuyanlar oluyordu. Bu 5 sayfanın kitap okumanın bile çok faydasını gördüler. Yaşlarına göre bakış açıları çok farklı hamdolsun

Maşallah barekallah güzel talebelere ????Rabbim hepimizi zaman konusunda bilinçli kılsın insaAllah. Bu sorum biraz daha genel olacak. Belki öğrencilerin karşısında öğretmen kimliğiyle bunları uygulamak daha saygıdeğer olabilir. Günlük hayatımızda da bunları çocuğumuza, arkadaşımıza, ailemize uygulayabilmek için bir tavsiyeniz var mı hocam? Bazı arkadaşlarımızdan sorumlu hissederek onlara iyiliği tavsiye ettiğimizde farklı tepkiler alabiliyoruz. Kitap konusu da buna dahil. Hem hoca hem arkadaş kimliği olan bir kardeşimiz olarak bu farkı yaşıyor musunuz ? Bu konuda da tavsiyeniz olursa çok çok seviniriz.

Öncelikle çevremize kendimizi sevdirmek çok önemli. Sohbet ortamında okuduğumuz yerlerden konu açmak, kitaplara olan sevginin muhabbeti olumlu yönden etkilemesi çevremizdeki insanların dikkatini çekip merak duygusu oluşturuyor. Bir çok arkadaşımın bu muhabbetten etkilenerek benden kitap listesi istemesine şahit olmuştum. Yani insanlar içindeki açlığın aslında ilim öğrenme isteği olduğunu anlamıyorlar. Mehmed Zahit Kotku hocanın özlü bir sözü vardır ki benim hayat ilkemdir.
” Ölmek istemeyeceğin yerde bulunma!”
Ölmek istemeyeceğim yerde bulunmamaya çalıştığım gibi ne şekilde ölmek istiyorsam onunla meşgul olmaya çalışıyorum.
Bu prensiple hareket ediyorum ve bir konuda eğer etkili olamıyorsam onu yaşamımda hakkıyla idrak edip yerleştirmediğim için olduğunu düşünüyorum. Mesela çocuk eğitimi konusunda kitap yazan bir yazar, gerçek hayatta çocuklarına söz dinletme de veya anlaşma konusunda başarılı olamıyorsa, okuyucunun o kitapta ön yargısı olur veya etkili olmaz. Sen kendi çocuğunda faydasını görmüyorsun ben nasıl görebilirim bakış açısı kitabı okuyana hakim olur. Bunun gibi, bir konuda biz hayatımızda ne kadar başarılıyız ki başkasına olalım. Eğer etkili olamadığımı düşündüğüm bir konu olunca direk bunu düşünüyorum. Bu namaz konusu da olabilir, kitap okutma kısmı da…

Bunun dışında uyguladığım metot ise bazı arkadaşlarıma çok bahsettiğim kitapları hediye alıyorum. Bazen bir eseri o kadar anlattığım oluyor ki onlar da hazır elimdeyken okuyayım diyerek okuyorlar. Bu aşamada da yine iş okumakta yani kendimizde başlıyor. Bir eseri özümseyemediğimizde yeterince verimli olabilir miyiz? Sonrasında okuduğumuz ve faydasını gördüğümüz eseri anlatmak gerekiyor.
Ne kadar duyarlarsa o kadar merak ederler çünkü. Çok sevilen ve bahsedilen şeyler merak uyandırıcıdır. Bunu Peygamber Aleyhisselam’ı onu çok seven birinin anlattığını duyunca merakımızın katmerleşmesine benzetebiliriz veya umreye giden birinin hatırlarını dinlerken umre hayalleri kurmanız gibi…

Örneğin bu metodun etkisinin en bariz örneği kız kardeşim. Çünkü aile her zaman en zor kısım okumayı sevdirme olarak 🙂 Erkam yayınlarından çıkan Riyasüzsalihin’e sevdalıyım desem yalan olmaz. Evde de hep bahsederim. Kız kardeşim en sonunda çok merak ettiğini söylemişti. Ben de ona hemen hediye aldım ve şu an birinci cildi bitmek üzere, ‘anlattığın gibi kendimi satırların içinde buldum abla’ diye dönüşte yaptı hamd olsun????
Ben kitap okumayı direk tavsiye etmenin çok faydalı olduğunu düşünmüyorum. Yani insanlar bunu nefsi olarak algılayıp tamamen gurura kapılabiliyor maalesef. Bu durumda iyilik yapalım derken hepten nefret ettirebiliriz. Öncelikle kişiyi tanımak yani dertlerini bilmek gerekiyor. Derdine göre hareket etmek en iyisi. Ben çoğu arkadaşlarımda bu metodu kullanıyorum. Yakın bir arkadaşımın ailesi ile kendine güvenle ilgili problemler yaşıyordu ona bu durumuna çözüm olacak şeyleri konuşup bu kitabın sana iyi geleceğini düşünüyorum diyerek kişisel gelişim ile ilgili bir kitap vermiştim. Faydasını gördüğüne bizzat şahit oldum hamdolsun. Başka bir arkadaşımın çocuklarıyla iletişiminde problem vardı. Onunla önce konuşup pedagojiden uyguladığım bilgilerden bahsederek bir kitap göndermiştim. O da öyle başlamıştı, hala okuyor hamd olsun. Şimdi genel olarak her türlü eseri okumaya başladı. Kısaca her insanın önce derdini bilmeliyiz derdine göre de hareket etmeliyiz. İlk başta zor gibi duruyor ama bunu metot olarak kullanmaya başlayınca çorap söküğü gibi devamı geliyor. Tabi ilk niyet etmeliyiz ve seferden sorumlu olduğumuzu, zaferden olmadığımızın bilincinde adım atmalıyız. Çünkü biz ne yaparsak yapalım hidayet Allah’tan, bunun için de bol bol dua etmeliyiz.

Ben ne yaparsam yapayım hep dualarıma güvenirim. Çaba bizde, vermek ise Rabbim de???? Bundan dolayı Nuh Aleyhisselam gibi ailemden veya dert ettiğim bir kardeşimin ilim yolunda ilerlemesi için 950 sene mücadele edeceğimi bilsem yine de umutsuzluğa kapılmam. Ben elimden geleni yaparım Rabbim niyetimin karşılığını verir derim. Bu niyet bizi, kardeşliğimizi yeşertecek biiznillah.

Değerli arkadaşıma onca yoğunluğu arasında bana vakit ayırdığı için teşekkür ederim. Rabbim dostluğumuzu cennetinde sürdürmeyi nasip eylesin inşaAllah. Seni Allah için seviyorum kardeşim. 🙂

Röportaj – Okumayı Sevdiren Öğretmen @mucahideokur” için 8 yorum

  1. Elhamdülillah, Allah hayırlarla mükafatlandırsın sizleri. Arş’ın gölgesine varıncaya kadar heyecanınızı söndürmesin. Orada buluşmayı nasip eylesin.. Çok kıymetli tecrübeler.

Mecruh için bir cevap yazın Cevabı iptal et